BLOG

2 yorum var - 17 Ağustos 2008 00:37

anladım herşey faydasız
birlikte olmamız imkansız
aşkımız değil bir çare
geç olamdan ayrılmalıyız

ne olur anla sen halimi
üzgünüm başka bir çare yok
ayrılık en doğru karar inan
gitmeye mecburum bu son vedammm...

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:38

Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini. Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.

Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. Gecen gün markette senin o çok sevdiğin acı biberlerden alacaktım . birden aklıma geldin ve ben boğulacağımı sandım. Tıkandım. Nefes alamadım. Ağlayamadım. Patates böreği yemiyorum. Ebru Gündeş’i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum. Ve günde bir paket sigara içiyorum. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi?Ne için yaşayacağım ki!

Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı ağıyla süsleyemeyeceğiz.Sana sürpriz yapacaktım,yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.

Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın...”

( jojo )

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:33

ağlıyordu adam...

yanağından süzülen yaş birikerek kalbinde,
yeniden taşıyordu kirpiklerinden adamın!

ve "böyle olmasını istemezdim" in izini kazıyordu sanki yüzüne..

ağlıyordu adam..
ama "mecbur"du..

beyaz kanepede
dirseklerini dayayarak
geceyi giymişti sanki üzerine..
ve birleştirmişti yumruklarını alnında,
ağır gelen başına destek tutuyordu..

ağlıyordu adam...

seviyordu ama;

"mecbur"du....
...........................................................

ve bir başka evin bir başka odasında,
kadın;
baktığı siyah beyaz resimler ile ısınmaya çalışıyordu yatağında iki büklüm....
içini çeke çeke
içine döke döke
ağlıyordu...

sonra bir müzik sesi duyuldu inceden.....

Vakit tamam seni terk ediyorum ! diye başlayıp,

.....Bu incecik bir veda havasıdır
.....Parmak uçlarına değen sıcaklık
.....İncinen bir hayatın yarasıdır.

diye diye akıp giden yanaklardan...

.....Kalacak tüm izlerin hayatımda
.....Gözümden bir damla yaş aktığında
.....Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
.....Kan tarlası gelincik şafağında.

diyordu adam ve dinliyordu kadın ve ağlıyordu ikisi...

.....Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
.....Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
.....Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal

diyordu kadın ve dinliyordu adam...gözyaşlarından yol yapıp sarılmışlardı birbirlerine....

cama düşen yağmur taneleri
ayrılık zamanının geldiğini çaldı ardarda...

ayrıldı yolları..

adam ağladı..

kadın çok üşüdü...

....

ve perde kapandı.......

mevsim : sonbahardı........................................................................

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:30

Haşlanmış pirinci pilav niyetine sadece senin hatırın için yiyebilirdim..
Ya da İzmirim' den belki sadece senin hatırın için -kısa bir süre-vazgeçebilirdim..
En mahsun ve en kızgın zamanlarımdayken sadece sen sesimi duymak istediğin için gülümser ve
konuşabilirdim..
Kanayan dizimde babamın eli, ürkek yüreğimde güvenilir bir adamın sesi olmuştun sen..

Güvendeydim ben..Ben olduğum kadar "sen"deydim..

Gittiğini anlamamışım..Sahi gittin mi , yoksa uyuya mı kaldın?? kaç haftadır her elma yediğimde aklıma
gelir bu..Öyle ya bu anlamsız yokluğunun bir açıklaması olacaksa o da ancak cadının zehirli
elmasından yediğini düşenecek kadar saçma bir neden olmalı..

Ve bir tek susukunluğunu bırakmışsın yokluğunda bol bol kullanabileyim diye..

Nazar boncuklarımızı da ben kaldırdım...bir kutunun içine yerleştirdim sessizce..Öyle ya biz diye bir şey
kalmadıysa,neyin nazarına siper olacaklar ki zaten..Kızmazsın umarım..

Güvendiğim dağlara kar yağması olmuş kaderim diyorum içimden..Bir kez daha göl olmuş birileri
diyorum ve inanmak istemeyen kalbimi ikna etmeye çalışıyorum yeniden..
Nazar boncuklarımın kutusunu fırlatıp o gölün en dibine ve O gölün başında ben işte aynen de
böyle "verdiğim kayıpların beni ne kadar büyüttüğünü gördüm gölgemde"..

Gölgemden korktum..

Etrafta bir sessizlik..

Bir anda vazgeçme diyor sanki gölde zıplayan bir kurbağa..
İrkiliyorum..
"Evet, beni öpmen sadece masallarda, ama bir gün çıktığımda karşına, sunduğum aşk, bu çektiğin acıya bedel
bedel olacak güven " diyor bana..
Ah be kurbağa ben seni yüz 1000 kez öpmeye razıydım ama
diyorum..
Yok oluyor kurbağa..Senin gibi...Kurbağayı görüyorum.. ama sen yoksun ki...

(Bir rıhtım kenarında ben bir kurbağa ile konuştuğuma inanamıyorum.. )

Göle düşen son gözyaşıma sadece güneş şahit olmuşken, içimden milyonlarca kez kuşlara
yalvarıyorum.
"Yalvarırım sevdiğimin en azından hala nefes alabildiğinin haberini siz getirin bari"
diyorum..

("Ne olur sevdiğim yaşıyor olsun....ne olur sadece yaşıyor olsun bari" )
....
Neden bu kadar suskun olduğumu merak ediyor yeni tanıştığım insanlar ve eski dostlar..

Tabağımda kalan pirinç tanelerine bakıp ta neden ağladığıma anlam veremiyorlar..
Ya da çok sevdiğim
İzmir akşamlarında fazladan pişmiş kahve fincanının o sehpada ne aradığını hiç kimse bilmiyor..

Bir de neden bu kadar suskunlaştığımı anlayamıyorlar söylemiş miydim??

Ve biliyorum...bir gün sol omzumun üzerinden dalıp gittiğim o uzaklardan biri gelecek..Ve geldiğini o
sessizlikte duyduğum o eşsiz soluktan anlayacağım ben....

Kuşlarım söz verdi çünkü....biliyorum...

Hem neden bu kadar suskun olduğumu merak ediyor insanlar söylemiş miydim??

(Diyemiyorum her şeyimi giderken aldı diye..Olur da birgün dönerse, döndüğünde başı onlara
eğilmesin sevdiğimin diye...)

Bir başlarsam konuşmaya durdurmayacaklarından korkuyorum ! Ağladıkça konuşmaktan,
konuştukça seni, beni, belki kırıntısı kalmış bizi yıpratmaktan korkuyorum...

İşte ağlamıyorsam şayet..bil ki susuyorumdur da hala..
sessizlik çemberimde (önüm,arkam,sağım,solum sen iken) akrep ve yelkovanı mıh gibi çivileyerek olduğu yere., Gelmeni bekliyorumdur

Ama ağlarsam...................Sakınnnn!!
Biliyorummm.. o zaman zaten dönmenin bir anlamı da kalmayacaktır geriye... (değil mi?)

Ama "S"EVDİĞİM..
Ama güzel gözlüm..
Ama bak hala AĞLAMIYORUM ki ben??

Bir de geldiğinde gör diye,
bak hala birkaç küçük haşlanmış pirinç tanesi bırakıyorum tabağımda..
(gerçekten)
Onların hatırına bari gelirsin ümidiyle..

Ve kahven..
Bak..
Bu akşamda pişti sevgilim..

Hadi gel...

Hem bak vallahi hala AĞLAMIYORUM ben .....

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:29

Bir ses duydum kulaklarımda tekrar tekrar yankılanıyordu o ses.... neden.... neden.... neden diye, hıçkırıklarla beraber yatağımdan fırladım.. ter içinde kalmıştım, içimdeki sızıya anlam veremiyordum,boğazım da neden olduğunu bilemediğim düğümler vardı.Yatağımdan fırladım mutfağa doğru yöneldim bir bardak su içip kendime gelmeyi bekliyordum... hafızamı yokluyor o neden kelimesinin anlamını bulamıyordum..... delirecek gibiydim.biran önce sabah olsun istiyordum.televizyonun karşısındaki koltukta uyuyakalmışım biran.... uyandığımda çoktan sabah olmuştu.. bense hala o neden kelimesinin anlamını arıyordum.... birden irkiliverdim telefon sesiyle.telefonu açtığımda bir neden kelimesi duydum sonrası ise benden geçmişti.....................
öldü demişti neden yaptın bunu neden hep senin yüzünden neden....neden.... neden sesleriyle kulağım artık duymaz gözlerimdeki yaş silinmez olmuştu..hıçkırıklarım boğazımı düğümlemiş kendimden geçmiştim................ neden diye soruyordum artık kendime neden sevememiştim onu..... neden anlayamamıştım.değer miydi bunlara, değer miydi kendi bencilliğime,degermiydi kendi mutluluğumun başkalarının mutsuzluğuna neden olmasına,bir hayatın sönmesine değer miydi................................... değer miydi?

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:27

Gökyüzü mehtap ışığı ile delinmişti ,sokak lambalarını kıskandıryordu ay.Sokaktan elini eteğini çekmişti gölgeler ama ara sıra bir sarhoş haykırışları duyuluyordu.

Yaşlı adam çıkıp balkona bağırmak sitiyordu;
-durun gitmeyin,bari siz gitmeyin...Ancak bunu yapacak kuvveti içindeki zehir alıştı çoktan.Şimdi bu yatağa mahkum olmaktan çok bir insna sesine muhtaçtı.Yalnızken hasta olmayacağına söz verdi ekndi kedine.Kurabiyenin tadını unutmuştu çoktan.Keşke şimdi olsa buram buram kokardı.

Eli su bardağına gitti ;ruhu ölsede bedinini yaşatmak için son çabaları.O sıra farketti elinin titreyişlerini.
-Tüm bunlar boşa... diye geçirdi içinden;Tanrı verdiğini alıyordu

Sevişmeyi özlemişti yaşlı adam.Kaç zamandır yalnızlıklarıyla sevişmekten bıkmıştı.Kim bilir nasıldı şimdi bir dişi teni? Okşamayı, okşanmayı istiyordu severek.

Tam o sırada ayın ışığını arasında dişiliği gümüş hatlarla çizilmiş karanlıktaki kadının silüeti görüldü.Camdan esen rüzgar saçlarını daha da öteye itiyordu.Beyazlar içindeki kadının gülüşü ay ışığı ile netleşiyordu.Gözleri mavi bir kristal gibi parlıyor karanlıkta ay ışığını kırarak renk tayfı halini alıyordu.Şimdi daha aşk kokuyordu kadın.Böyle olsa gerek diye geçirdi içinden...

Bu soğuk karanlık odada bir yatağın içinde yalnızlığa karışık sefaletini anımsayıp utandı biraz.Sonra son anların cesaretini ruhunda hissetti.Yaşlı adam gülümsedi.Yalnızlığa gömülü bir adamın ruhuna yeni bir mevsim doğmuştu artık.Gözlerin son baharına açılıyordu.Yanakları soldu.Elini kadına doğru uzattı.
-Son kez tut elimi dedi.
Kadın ona doğru yaklaştı.Ancah o anda yaşlı adamın eli dökülen bir yaprak gibi dalından düştü.
Kadın yaşlı adamın elini tuttu.

-Sen yalnızlığa verdiğin sözü yine tuttun.Ben geldim ama bu kez sen gittin.

Kadın, yaşlı adamın eline kalbini koydu.Sonra elleri, koları, saçları ve tüm vücudu yavaş yavaş buharlaşıp yok oldu.

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:24

Benim duvarlarım pembeye çalmaz sevgili..Dudaklarımdan hiç yapay tohumlara bulanmış süslü kelimeler çıkmadı...Yüzüne haykırdıysam bu sevdanın adını varlığımsın,sevdamsın,yoluna baş koydugumsun dedim..
Benim ağıtlarım hiç bir kavalda ses bulmaz sevgili...Ben ağıdımı senin ikliminde yakmışım.Senden başkası da duymamıştır...Benim ağıtlarım batan dikenleriyle ellerimde,sesim yanlız senin kulaklarındaydı..Yıkılışımı da senden başka kimse görmemiştir...
Benim senden başka korkum olmaz sevgili...Sen yüzünü ayrılığa döndüğünde başıma sevdam yıkılır ve yığılırım toprağa..Yaşanmış değildir bendeki bu ölüm nöbetleri..Cesur,umursamaz bir benlikten çıkar;aciz,korkak,yüreğinde kalmanın pazarlığını yapan bir benliğe dönüşürüm..
Sen gözlerime bakınca ''ışığımsın''derdin hep.Bilemedin sevgili..Asıl sen benim ışığımsın be sevgili,asıl ben korkarım karanlıktan..Şimdi sen itiraz yağmurlarında boğuyorsun beni..Ellerim seni tutunca incitiyorsa eğer,kaybetmek istemeyeşimdendir..Çünkü sen sevdam olunca benliğim de olmuşsun..Düştüğüm her zindanda seni de sürüklemişim kör kuyulara,sevdam beni her yakışında sen de yanmışsın ey kadersiz sevgili...
Şimdi sana bir özür borcum var.Bu sevdanın kalabalıklığını bağışla sevgili...
Ve sevgili kalemimden çıkan herşeyin senin için oldugunu biliyorsan ve okuyorsan bu yazıyı..Yüreğinde sevdamız kıvılcımlanırsa,o güzel gözlerin buğulanırsa,senden nefret edemem diyebilirsen içinden,hoyratta olsa bu sevdanın hatrına sana geçmişte yaptıklarım için beni bağışla..Seviyorum seni Yüreğimin Devrimi...

0 yorum var - 14 Ağustos 2008 00:22

Selam olsun sana, nemli gözlerimin ve ümitsiz günlerimin sebebi olan yar.Senden kilometrelerce
uzakta bir yaz akşamı kuytu bir park köşesinde hüzünlü gönlümden kağıda döküldü benim hikayemi
anlatan bu satırlar.

Ne zaman ansam seni ne zaman aklıma düşsen, kalbim damarlarıma kan yerine sevgi gönderir, bütün
bedenim sevda kesilir. Ağırlaşır adımlarım dolar gözlerim ve başım yere eğilir. Dalarım o eski o
mutlu günlere, kimi zaman gülümserim kimi zamanda içten bir ah çekerim kendimce. Görenler beni deli zannetsede sen geldiğin gibi hatırıma kaybederim şurumu kalemi kağıdı alıp, türküleri çalıp, yazarım saatlerce.

Kimseye anlatamam kimseyle paylaşamam seninle geçirdiğim zamanları. Bir tek sessiz gecelerde
karanlıklarla anlatırım bir tek onunla paylaşırım yalnızlığımı.

Seni görmeden kokunu bile bilmeden aşık oluyordum her görüşmemizde.O bülbüleri kıskandıracak sesini duyduğum zamanlar, gönlümün çorak topraklarında bir çiçek filizlenmişti yıllar sonra, neşeleniyordumşaçma sapan bahanelerle seni arıyordum, seni dinlerken endamını hayal ediyordum gözlerimde.

Sonraları teknolojinin nimetlerinden faydalanıp hep hayalini kurduğum o müthiş güzelliğini görme
imkanı bulmuştum ne çok sevinmiştim ne çok mutlu olmuştum. Gözlerimde canlandırdığım hayalden bile güzeldin, sesine aşık olan ben o cuma akşamı gül yüzüne de vurulmuştum...

Herşey çok mükemmeldi, aramızda sıra sıra dağlar uzun yollar olmasına rağmen ben sana aşık olmuştum. Sana gelme ellerini tutma hayalleri kuruyordum. Sen ayın 13'ünde müsaitim gel demiştin. Sevinçten çılgına dönmüştüm ve vuslat sayıyordum. Seninde beni sevdiğini zannediyordum.

Vuslata son 4 gün kalmışken senden bir ses çıkmıyordu üzülüyordum ve bir daha zor tamiri olacak
biçimde kırılıyordum. Bir kaç gün evvel vuslat saydıran sen şimdi gelmiyordun ses vermiyordun
sebebini anlamıyordum..

Hasretin göğsümde hapis olmuş bir kedi gibi dışarı çıkmak için içimi tırmalarken, dayanamıyordum bu
acılara, anlıyordum ki sıkılmıştın benden ve sevmiyordun beni seni unutayım diye fazla üzülmeyim
diye yaşatıyordun yokluğunu bana..

Sonra aylarca gelmedin. Seni unutmamı istiyordun ve sen beni çoktan unutmuştun. Kaç kere çağırdım kaç kere yalvardım Lakin boşunaydı bu haykırışlar boşunaydı bu yalvarışlar sen silmiştin beni
hayatından ama ben seni silemedim, çekip gittiğinden beri, ben seni çıkaramadım aklımdan..

Şimdi seni hatırlatan heryerden seni hatırlatan herşeyden kaçıp duruyorum ama nafile, adı BENA olan yar yeşile bürünmüş her yer ismini hatırlatıyor, ondördünde ay yüzünü,karanlık gece gözlerini
unutamıyorum işte napayım unutamıyorum seni...

Beni yokluğuna ve sessizliğe mahkum ettiğin günden beri , her gün böyle saçmalıyorum ve sana şiirler yazıyorum Gel gör perişan halimi, gel gör Sevdiğim K.......'nin Güzeli..

4 yorum var - 21 Nisan 2008 16:34

Eski defterlerim karıştıramayacağım kadar uzaktalar, sadece içlerinden birini kapıp gelmişim buralara.Bu gece karıştırdım sayfalarını 10_12 sene önce yazdığım şiirlerimi bile buldum içinde.Eskiye ait saklamak istediğim herşeyin bulunduğu bir kutum var şimdi emin ellerde, hiç değilse senede bir kere açıp içine saatlerce gömülmeyi seviyorum.Bir kaç ajanda,şirin not defterlerim eski fotograflar, yazılarım, şiirlerim biriktirdiğim hatıralarım.Atmaya kıyamadıklarım, yangından ilk kurtarılacaklarım onlar..
Eskiye ait şeyleri biriktirmek ve onlardan kopamamanın altında güven duygusu eksikliği yatıyormuş, yeni okudum.Ben bu şekilde düşünmemiştim oysaki, sakladığım tek bir monte carlo sigarası, boş sakız kabı, çikolata kağıdına düşülmüş güzel bir not, şimdi elimde olsa belkide dinlemeye cesaret edemeyeceğim telesekreter kasetleri, gittiğim yerlerden yada özel günlerden kalma peçeteler,tiyatro, sinema yada otobüs biletleri, sıradan taşları ve buna benzer sakladığım bir çok şeyi yeniden görmek beni hüzünlendirmenin yanında mutlu da ediyor.
Eski defterimin içinden bir de şarkı buldum çıkardım.
Yine karlı bir ocak ayına götürdü beni.On kısa yılın tozu birikmiş üstüne..Ve,
herşey birikmişte insanları biriktirememişim.Bir şarkı bir şiir yada bir anahtarlık gibi olduğu yerde beklememiş kimse.

3 yorum var - 21 Nisan 2008 16:06

A: Ankara (yakında oradayım)
B: Banadair_benimsin
C: Cam, camdan kalp..
Ç: Çizim, düşsel rahatlama..
D: Deniz, iç deniz..
E: Ecesu :))
F: Forever FENERBAHÇE
G: Gemi
Ğ: nedense yağ geliyor aklıma :)
H: Hatırla Sevgili, off ki off :)
I: Islık, severim..
İ: İlhan Mansız'la birbuçuk İskender arasında tereddütte kaldım :)
J: Jet'aime.
K: Kanarya :)
L: Lazca..
M: Mutluluk, vazoda üç gül..
N: Neden?
O: Okul
Ö: Özgürlük, içimde!
P: Pegasus, kanatlı at..zamanında yaptırmak istediğim dövme, şimdiden sonra kıyametin kopmasına neden olacak olan :P
R: Resim, geçmişe özlem..
S: Serenat, hoş olsa gerek :)
Ş: Şiir, dokunmak..
T: Türkiye...............
U: Uzaklar..
Ü: Ütü, sevmem..
V: Veda, sevmem..
Y: Yağmur, severim..
Z: Zaman, dursun!

9 yorum var - 21 Nisan 2008 15:55

Burnumun kanayacağını hissettim inceden, yakarcasına sızlamaya başladı, kutunun içindekileri görünce..
Evet, gerçekler hep kutuda geliyordu bana, birike birike, saklana saklana, eskimeye yüz tuttukça sabahları hatta en sıradan sabahların birinde belli belirsiz, rahatsızlık vermeyen kapı ziliyle..
Aralıklarla çeşitli renk ve ebatlarda gelen bu kutuların içindekiler bir süre oyalıyordu zihnimi sevmediğim bir masal gibi..
Olmayacak duaya bir adet yürekten amin, bale pabucu kurdelesi, küçük bir şişe içinde iç deniz suyu, saç bandı, kutunun içine gelişi güzel atılmış tedavülden kalkmış bozuk düşünceler, yapılacak, toparlanacak, vedalaşılacakların uzun bir listesi, turuncu bir pişmanlık, el kadar kanaviçeye şekilsizce işlenmiş çarpık vicdan azabı ve bir uçak bileti vardı siyah beyaz karton kutunun içininde..
Tereddüt etmeden açtım..Başımı ağrıttı, bu sabah gelenler..
Pişmanlığın zehrini, dönüşü olmayan yolların mesafesini, duanın eksikliğini hissettim.
Sırf karnını doyurmak için, ne yediğinin önemi olmadan bir şeyler atıştırmak gibi zevksiz, yavan,anlamsız geldi bütün her şey..
Hiç yapmadığımı yaptım sonra, gerçeklerle dolu kutuyu getirip gideni görmek için pencereden baktım.
Uzun kestane rengi saçları, sırtında kocaman papatyası olan kot montu, kızılderili tüyünden minik küpesini gümüş yüzüklerini gördüm, onsekiz yirmi yaşlarındaydı ve yeşil çantasında pease işareti vardı. Dondum kaldım.
Arkasına dönüp pencereye doğru bakarsa ve göz göze gelirsek öleceğimi hissettim.
O bakmadan gitti, ben onu özledim

0 yorum var - 21 Nisan 2008 15:50

Bükülen zaman bir hamur gibi içine alıyor, yoruyor, yoğuruyordu yalnızlıkları. Kalabalıkların arasında mezar sessizliğine bürünen bir ruh taşıyan bir kız her şey olağanmış gibi hayatını idame ettirmeye çalışıyordu.. Yorgundu.. Aslında bulunduğu yerde olmasa, gördüğü insanları görmese, sevdiği adamı sevmese mutsuz olmayacaktı sanki..Sıkıştığı mengeneden ruhunu, yüreğini kurataraktı sanki.. Anlamsız kelimeleri sıralardı küçük görünümlü küçük kız. Bir fırtınanın ortasında asvunmasız ve çaresiz bir kayık gibi bir sağa, bir sola umuarsızca sallanan ruhu; deliklerinden su alıyor, batıyor, batıyordu.. Çıkmaya çabalamıyordu, çıkmaya çabalamı-yor-du, Artık çıkmak dahi istemiyordu..

Ankara ayazını, soğuğunu bir kenara bırakıyor, gök yüzü bir çocuğun gözleri kadar beraaklaşıp mavileşirken, kızın teni kada beyaz bulutlar gökyüzünde çeşit çeşit şekiller oluşturup oyununu sahnelerken, tüm kuşlar sözleşmiş gibi tek bir ağızdan cıvıldayarak öterken, bütün mutlu, umutlu kelimeler sıraya dizilmiş kullanılmak için beklerken, tüm aşıklar elele açık havada gezerken 'iteği'ni bıraktığı yerde unutanlar tıpkı şuan yapmakta olduğum gibi sadece çaresizce yazıyordu!

Ah!
Ne zordu yaşamaya çalışmak!

Ve bir şarkıyla arabanın ön koltuğundan arka ortaya 'terfi' ediyordu kız 6 sene öncesine, bir sınav çıkışına.. Umudun siyaha çalan kahverengi gözlerinde yeşerdiği günlere gidiyordu. Hayatın oyun oynamadığı, arkadaşlıkların sonsuz olduğu, içten pazarlıklı insanların olmadığı, aşkların can yakmadığı, aşıkların aldatmadığı zamana..

Acımasız 'zaman'a karşı tek kalkanımız 'hatırlamak'ken hala,
acımasız 'hatırlama'ya karşı tek kalkanımızsa zamandı..
Her şey ne kadar ironik..

İnsanlar ne kadar irrite edici..
Yoruldum!
Kimseye dert anlatmak, kimsenin derdini dinlemek, kimseyi görmek istemiyorum..
Sadece yoruldum.

0 yorum var - 20 Nisan 2008 17:23

Etiyopya'nın son imparatoru olan Haile Selassie (Ras Tafari Makonnen: Veliaht Tafari Makounnen)'yi tanrının dünyadaki yansıması olarak gören dinin ve bu dine bağlı olarak ortaya çıkmış olan inanış ve düşünce biçiminin adıdır. Marcus Garvey de bu dinin peygamberi olarak görülür. Buna karşın, ne Haile Selasiye, ne de Marcus Garvey kendilerini bu dinle ilişkilendirmişlerdir. Bob Marley'nin de mensuplarından biri olduğu bu dinin kurucusu Leonard Howell olarak bilinir.

Mısır kökenli Ra dinlerinin Hristiyanlık ve Yahudilik ile karışımından oluşan bir dindir. Musa'nın asıl yol gösterdiği kutsal kavimin zenciler özellikle de Etiyopyalılar olduğunu savunur. Rastafarianizim'de kutsal vadedilmiş topraklara zion (bir anlamda cennet) denilmektedir. Rastafarianistler kendi içlerinde birçok kola ayrıldıklarından değişik inanışlara ve jah kavramına sahip olabilirler.

Bu dinin ilahileri daha sonralarıda Jamaika'da reggae müziğine kaynaklık etmiştir.

rastanın renkleri siyah, kırmızı, sarı ve yeşildir. kırmızı, yeşil ve sarı renkleri Etiyopya bayrağı,siyah Afrika halkını temsil eder. her bir rengin kendi anlamı vardır ve bunlar rastafarianlar için çok mühimdir. siyah Afrika halkını temsil eder. sarı bütün altın mücevher ve hazineler içindir. yeşil insanların üzerinde yürüdüğü dünyadır.

çoğu rastalar eski ahitinkural koyduğu yiyeceğe uygun yerler. etin sınırlı türlerini yerler. onlar kabuklu deniz hayvanı ve domuz eti yemezler. diğerleri bütün etlerden çekinirler.Nazirite yeminini kabul eden akımlardır. alkol kullanımını genellikle zararlı olarak görürler

1 yorum var - 13 Mart 2008 17:10

isveçin içkisi olan ve sosyomatta absolut grubu topluğunun yapacağı partinin önemli ismi...

2 yorum var - 13 Mart 2008 12:20

pipo içmeye karar verdim ama tütünü bulamadım çok güldüm yaaa pipo bana baktı ben pipoya baktımm :D:D